Askeri alanda yaptırımlarının pahalıya mal olacağını tarihlerinden bilen bu
şer cephesi; kendilerinin en güçlü, Türklerin en zayıf düşürüldüğü alan olan
ekonomide, yerli işbirlikçi kimi yazılı/görsel basının, sözde aydınların ve
hükümetlerin de yardımıyla işgal başlatmışlardır. Türkiye Cumhuriyeti’nde
bugün gelinen nokta işgaldir, ekonomiye hakim olan, bir ülkenin her şeyine
hakim olur. Bu nedenle öncelikle Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomisi ele
geçirilmiştir. Merkez Bankası kendi parasını bile kullanamamakta, yabancı
paraları Türk parasının yerine ikame etmekte, kendi iç piyasasındaki para
basma kararını bile alamamaktadır, buna rağmen yine de tatmin olmayan işgalci
güçler, Merkez Bankası’nı özerk yapıp, bir takım hesapların şehri İstanbul’a
taşımayı gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar. Amaç artık Türkiye’yi geriye
dönüşü olmayacak biçimde tam teslim almaktır, bu örnek işgalin sadece bir
parçasıdır. Mülk edinme yasaları değiştirilmiştir, satışı söz konusu olan
sadece evler değildir, bütün Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenliği ile ilgili
kritik satışlar yapılmaktadır. Osmanlı dönemini aratmayan kapitülasyonlar peş
peşe verilmektedir. Petrol yasası gibi birçok yasa ve uygulama Vatana ihanetin
ta kendisidir, Türkiye Cumhuriyeti’nin en yüksek kademesi bu ve bunun gibi
yasaların milli çıkarlara aykırı çıkarıldığını belirtmektedir. Son beş yıllık
iktidar döneminde Türkiye Cumhuriyeti işgalci/sömürgeci güçlerce ekonomik
operasyona tabi tutulmuştur, en son finans ve yeraltı zenginliklerin talanı
ile bitirilmek üzeredir ve yerli işbirlikçiler iktidardan gitmeden önce
üzerlerine aldıkları bu görevleri de tümüyle bitirmek istemektedirler.
İşgalci güçler bu iktidarın devamından yanadır, 2007’den sonraki dönemde de
fiili olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin topraklarını bölmeyi, 70 milyona yakın
Türk Milleti’ni Sevr haritasında olduğu gibi İç Anadolu’da küçük bir devletçik
olarak yaşatmayı planlamaktadırlar, çünkü onlara göre Türkler bu coğrafyada
işgalci olarak bulunmaktadırlar. Bu nedenle 2007 Türkiye için ya diriliş yılı
olacaktır ya da esaretin geriye dönülmez yola girdiği yıl. Ne yazık ki, Türk
Milleti Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ölümünden sonra rehavete kapılırken, Türk
Milli Kurtuluş Savaşı mağlupları boş durmamış, Türkiye Cumhuriyeti’nin
üzerinden ellerini çekmemişlerdir, o döemin benzetmesi tam şöyledir; “Su Akar,
Türk Bakar, Su Uyur Düşman Uyumaz” Nitekim kısa zamanda Yolbaşımız Mustafa
Kemal ATATÜRK’e ya da Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna isyan eden Vatan
Hainlerinin torunları baş işbirlikçiler olarak iktidarlara seçtirilmişlerdir.
Günümüz Türkiye Cumhuriyeti'nde, Türk Milli Kurtuluş Savaşı’nın rövanşı oynanmaktadır, manzara Osmanlının
1900’leridir, başroldeki işgalci/sömürgeciler yine aynı devletlerdir,
işbirlikçilerin karakteri ve yöntemi yine aynıdır. İşgalciler ülkemizin işgalini ekonomi ve siyasetle
sınırlı tutmamışlar, her alana yayılmışlardır,
şimdi son milli
mevziiler olarak işgal sırası devletin ayakta kalmış birkaç kurumunda ve milli
karakteri olan toplumsal bilinçtedir. Toplumsal Bilinci Milli
Kurtuluş Savaşı’nda ‘Padişahçılık’ adıyla ya da dinsel yönden işgal etmeyi
denemişler ama başarısız olmuşlardır, çünkü bütün açıklar önceden görülmüş ve
Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından kapatılmıştır. Tarihimizden ders çıkaran
işgalci/sömürgeci devletler Türklerin Milli Bilincini ele geçirmedikleri
sürece işgalin her an ters döneceğini, Türk Milleti’nin Mucizelere yabancı
olmadığını bilmektedirler. İşte bu nedenle Vatanseverliği hamasi nutuk diye
değerlendiren, işte bu nedenle Vatan satışını ‘Ege’de üç beş ev satışı’ diye
Türk Milleti’ne seslenen melun ağızlara ihtiyaçları vardır, işte bu nedenle
hiçbir Türk Vatanseveri, Milliyetçisi kafatasçı olmadığı halde kafatasçı
oldukları yönünde Türk Milleti’ni inandırmaya çalışan, işte bu nedenle
işbirlikçi sermayenin sesi olan Vatan aleyhine, tröstler lehine Sivil Toplum
Kuruluşları kurup Vatanın birliğine/bölünmezliğine saldıran melunlara
ihtiyaçları vardır.
Türklerin “Vatanseverler Partisi”, Türk Milleti’nin yıllardır
işgalci/sömürgeci güçler tarafından örülen örümcek ağına takılmış bir sinek
olmadığını tüm Yeryüzüne haykırmak için, Ekonomiden Siyasete kadar her alanda
başlatılacak Milli Kurtuluş Anlayışı’na önderlik etmek için, Milli Değerleri
canlandırmak için, Türkiye Cumhuriyeti’ni; Milliyetçi, Devletçi, Halkçı, Laik,
Cumhuriyetçi, Devrimci ilkeleri uygulayan, Merkeziyetçi, Demokratik, Hukukun
üstünlüğünü savunan, Ulus devlet olarak devam ettirmek için kurulmaktadır.
Türklerin “Vatanseverler Partisi”, Yolbaşı Mustafa Kemal ATATÜRK’ün
yolunda -ATATÜRK Milliyetçisi- olarak, “Ne Mutlu Türküm Diyene” cümlesini
diyebilen, Türk Topraklarını Öz Vatanı kabul eden, bu Vatana hizmet eden her
bireyi Türk kabul eder.
Ve Türklerin “Vatanseverler Partisi”, iktidara geldiğinde sadece Türkiye’nin
değil, öncelikle Yeryüzündeki tüm Türklerin olmak üzere, tüm mazlum
milletlerin iktidarına geldiğinin bilincini ve sorumluluğunu taşımaktadır.
Türklerin “Vatanseverler Partisi”, her alanda yıllardır ince oya gibi örülen
bu işgalin geri püskürtülmesinin adımlarını;
Toplumsal Bilincin Milli olması,
Ekonominin yeniden düzenlenmesi,
İşbirlikçilerin açığa çıkarılması,
İşgal edilen tüm mevzilerin tekrar kazanılması,
Yolsuzlukların engellenmesi, geçmişin mutlaka adalete hesap vermesi,
Tüm Türk Devletleri kapsayan, öncelikle Ekonomik işbirliği ile başlayan ve her
alana yayılan işbirliğinin gerçekleşmesi olarak görmektedir.
ULU TÜRK MİLLETİ !
GÖZÜNÜZ BAĞIMSIZLIKTA,
KULAĞINIZ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK YOLUNDAKİ
“ VATANSEVERLER PARTİSİ”’NDE OLSUN !
