|
VATANSEVERLER
PARTİSİ
PROGRAMI
BİRİNCİ
KISIM
MEVCUT
YAPILANMA
Mevcut Bakanlıklar ile çözümlenmesi, düzeltilmesi ve/veya yeniden düzenlenmesi
gereken konular Vatanseverler Partisi Programı çerçevesinde;
1.Bağımsızlık ve Özgürlükler,
2.Can ve Mal Güvenliği,
3.İş,
4.Barınma,
5.Sağlık ve İlaç,
6.İş ve Yaşam Koşullarını İyileştirme,
7.Eğitim ve Öğretim,
8.Kültür ve Turizm,
9.Spor başlıkları altında ele alınmıştır.
Bağımsızlık Ve Özgürlükler
Madde 1.
Türk Vatanseverleri, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün çocukları olarak, ülke içinde
Milliyetçi, Devletçi, Halkçı, Laik, Cumhuriyetçi, Devrimci, Merkeziyetçi,
Demokratik ve Çağdaş Hukuka sahip bir yönetim anlayışı olan Ulus
Devlet’in siyasetini savunmakta, ülke dışında ise Türk Milleti adına
Milli bir duruş sergilemek düşüncesindedir. Bunu sağlamak için her alanda
Tam Bağımsız ve Özgür olmak ön koşuldur.
1.1.Ulusal çıkara, Devletin birliğine, bütünlüğüne,
Cumhuriyetin temel değerlerine sahip çıkan siyaset, Türkiye Büyük Millet
Meclisinde hakim kılınmalı, bunu sağlamak için; Türk Milletinin
gereksinimlerinden doğduğu tespit edilen yasalar dışındaki tüm dış
kaynaklı yasalar yeniden düzenlenmeli, yüksek Türk adaletinin zaman aşımına
uğramadan her zümreye uygulanması açısından dokunulmazlıklar kaldırılmalıdır.
1.2.Her bakanlıktaki denetleme düzenekleri araştırılmalı,
geçmiştekiler dahil tüm yolsuzlukların üzerine gidilmeli, bir “üst
denetleme” organizasyonu oluşturulmalıdır. Bu organizasyon aynı zamanda geçmişte
ülkenin çıkarları aleyhine özelleştirilmiş kurumları yeniden oluşturmalı,
kurulduğu tarihten sonra, gerek duyulması halinde yapılacak özelleştirmelerde
de Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkarlarını gözetmelidir. Bu yolla yağmalanması
engellenen Devletin mali kaynaklarından kaybı önlenen gelir, Türk Milleti için
yararlı bir biçimde kullanılmalıdır.
Bakanlıkların altındaki organizasyon şeması değiştirilmeli, tüm üst
kurulluk sistemi, Diyanet İşleri Başkanlığı ile Belediyelerin yetki ve görevleri,
yönetsel konumları yeniden düzenlenmelidir.
1.3.Tüm devlet dairelerine program itibariyle ataklık kazandırılmalı
ve yeniden yapılandırılmalıdır. Her Bakanlığın “Genel Başkanlık”
ve “Daire Başkanlıkları” gibi tüm kademelerine söz konusu kurumun kendi
içinden belli ölçütlere göre hak kazanan kişiler atanmalı, devletin değişik
kademelerinde işe alınma, ilerleme aşamalarında şart koşulan yabancı dil
sınavı kaldırılmalıdır.
1.4.Yazılı ve görsel basının bağımsızlık ve özgürlüğünün
önündeki engellerden biri sanayi ve ticaretle iç içe olan sermayedarlar
tarafından satın alınması, ikincisi ise siyasal erkin baskısına maruz kalınmasıdır.
Bu nedenle basını bu konularda koruyan yasal düzenlemelere gidilmeli, büyük
izlenme/okunma oranı olan basın ve yayın kuruluşlarının satışlarının
milli çıkarlar doğrultusunda olup olmadığı denetlenmelidir. Çünkü basın
demokratik toplumların yönlendirici, aydınlatıcı güçlerinden biridir.
1.5.Yazılı ve görsel basının kendi içinde denetleme
kurulu kurulmalı, haksız haberlerin yayınlanması, medyanın gücünün kötü
yönde kullanımı -Türkiye Cumhuriyeti’nin Milli çıkarlarına, Milli varlığına
kastedici, para ya da çıkar karşılığı kasıtlı haberler de dahil olmak
üzere kişisel, grupsal çıkarlar doğrultusunda, tehdit unsuru olarak kullanımı,
halkı kasıtlı olarak yanlış yönlendirme vb- durumunda yasal düzenlemelerle
de desteklenecek yaptırımlarda bulunulmalıdır.
1.6.Yazılı ve görsel basın çalışanlarının insanca yaşam
koşullarına sahip olmaları, toplumun özgür haber alma hakkıyla birlikte düşünülmelidir.
Bu nedenle çalışma koşulları düzenlenmeli ve insan onuruna uygun ücret
almaları sağlanmalıdır. Haber kaynakları ve medya sahipleri karşısında
yazılı ve görsel basın çalışanlarının özgür kimliğinin korunması sağlanmalıdır.
Demokratik toplumların örgütlü toplum olduğu gerçeğinden hareketle, yazılı
ve görsel basın çalışanlarının örgütlenmelerinin önündeki tüm kısıtlamalar
kaldırılmalı, çalışanların mesleksel örgütlenmesi konusunda her türlü
kolaylık gösterilmelidir.
1.7.Basın Kartı sahibi, basında en az beş yıl çalışmış
25 basın mensubu bir araya gelip, basın ve yayın kuruluşu kurmak
istediklerinde devlet bu oluşumun giderlerini desteklemelidir. Ancak yayın
politikaları Türkiye Cumhuriyeti’nin Milli Çıkarlarına, Milli Varlığına
kastedici, yasalara aykırı olmamalıdır.
1.8.Gönüllü muhabirlerin haberlerini para talep etmeden
verebilecekleri, alt yapısı -bilişim alt yapısı ve fiziksel mekan olarak-
Devlet tarafından hazırlanan bir haber merkezi oluşturulmalıdır. Bu merkez
de bu haberleri tüm Anadolu basın ve yayın kuruluşlarına bedelsiz olarak
kullanma hakkı vermeli, böylece haberlerin özgürleştirilmesi, siyasal ya da
finansal yapıdan uzaklaştırılması sağlanmalıdır. Ancak yayın
politikaları Türkiye Cumhuriyeti’nin Milli Çıkarlarına, Milli Varlığına
kastedici, yasalara aykırı olmamalıdır.
1.9.Milli Savunma Bakanlığı’nın adı “Türk Savaş
Bakanlığı” olmalı ve;
1.9.1.Türk Milleti aleyhine olan ekonomik hareketleri
denetlemek ve görüş bildirmek,
1.9.2.Türk Milleti aleyhine olan siyasal hareketleri
denetlemek ve görüş bildirmek,
1.9.3.Türk
Milleti aleyhine olan kültür ve eğitiminin maruz kalacağı hareketleri
denetlemek ve görüş bildirmek,
1.9.4.Türk
Silahlı Kuvvetlerinin siyasal kanadını oluşturmak -şuandaki Milli Savunma
Bakanlığının görevi-görevlerini ifa etmeli, AB, ABD vb. sömürgeci dış
güçlerin Türklere karşı hain emelleri püskürtülüp, kaybedilmiş
cepheler kazanıldıktan sonra adı tekrar “Türk Savunma Bakanlığına” dönüştürülmelidir.
1.10.Türk
Devletleri ile askeri bilgi alışverişi gerçekleştirilmeli, ortak
tatbikatlar planlanıp uygulanmalıdır.
1.11.Türk
Devletleri ile ortak askeri sanayi kurulmalıdır.
1.12.Her
Türk Devletinde en az bir tane olmak üzere 5. kademe onarım merkezi açılmalı
bu konuda Türk Silahlı Kuvvetleri yol göstericilik yapmalıdır.
1.13.Askeri
Lise, Savaş Okulları ve Savaş Akademileri’nde her Türk Devletine
ekonomimizin ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin eğitim/öğretim programının
elverdiği en fazla sayıda öğrenci kontenjanı ayrılmalı, Türk
Devletlerinde de özel birlik eğitim alayları kurulmalıdır. Bunun Türk
Devletlerinin yakınlaşması, birbirini anlaması, bir bedenin parçaları olduğunu
hissetmesi, askeri yaklaşım olarak birbirlerini anlama ve tüm Türklerin yol
başı Mustafa Kemal ATATÜRK’ün eserlerini yerinde görme, O’nun her
alandaki modellerini benimseme konularında sayısız yararları olacaktır.
Can ve Mal Güvenliği
Madde 2.
2.1.Günümüzde, ayrılıkçı terör, ekonomik nedenlerden bağımsız,
tümüyle siyasal niteliktedir ve nihai hedefleri ülkenin bölünmesinden yanadır.
Türkiye topraklarında Türkleri işgalci görme gibi hastalıklı bir düşünceyi
savunmaktadırlar. Nihai hedeflerini bile bile siyasal çözüm aramak terörün
ekmeğine yağ sürecektir. Çünkü askeri yöntemlerle bu işi başaramayacaklarını
anlayan ayrılıkçı güçler, nihai hedeflerine varmak için yeni taktik
olarak önce siyasi mücadeleyi seçmişlerdir, bunun peşi sıra eyalet
sistemini gerçekleştirmek isteyeceklerdir. Arkasından da bağımsızlıklarını
ilan etmeyi düşünmektedirler. Şimdi bu adımları bilerek siyasal çözümler
aramak, bu katilleri muhatap alıp görüşmek, sözlerini ciddiye almak vatana
ihanetle eşdeğerdir. Türkiye Cumhuriyeti’ne kast etmek amacıyla silahlı
olarak dağa çıkan güçler Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdırlar,
kendilerine tercih ettikleri bu yolla cevap verilmelidir. Kısaca silahıyla
saldıranlara yanıt askeri yöntemdir.
2.1.1.PKK Koordinatörlüğü, AB Genel Sekreterliği gibi dış
kaynaklı, Devletin aleyhine işleyen kurulmuş sistemler kaldırılmalıdır.
2.1.2.Türkiye
Cumhuriyeti’nin temel değerlerini, Milli birlik ve bütünlüğünü pekiştirecek
biçimde ayrılıkçı terör bitirilmeli, bu mücadeleye ayrılan kaynaklar Türkiye
Cumhuriyeti ekonomisine aktarılmalıdır.
2.2.Türk Emniyet Güçleri'nin elini kolunu bağlayan yasalar gibi dış
kaynağa bağlı olarak değiştirilen yasalar tekrar gözden geçirilmeli, Türk
Emniyet Güçleri ataletten kurtarılmalıdır.
2.3.Özel
Güvenlik Görevlileri Lise sonrası 8 ay sürekli eğitim almalı, yarı kamu görevlisi
statüsü ile sicil sistemi getirilmeli ve sicilleri Türk Emniyet Güçlerinde
olduğu gibi değerlendirilmelidir.
2.4.Türk
Emniyet Güçleri Türk Devletleri ile öğrenci, eğitim, bilgi alışverişi için
sıkı işbirliğine girmelidir. Tespit edilecek belli sürelerde personel değişimleri
yapılmalıdır.
İş
Madde 3.
“Arkadaşlar yeni Devletimizin, yeni hükümetimizin tüm program çalışma
esasları ekonomi programından çıkmalıdır, çünkü her şey bunun içinde
saklıdır. Bu nedenle evlatlarımıza o doğrultuda ilim ve kültür vermeliyiz
ki ticaret, tarım ve sanat dünyasında ve bütün bunların çalışma alanlarında
yararlı, etkili, çalışkan ve yaratıcı olsunlar. Bunun için eğitim
programlarımız ve Devlet kurumları ve birimleri için planlanacak olan
programlar ekonomi programına dayanmak zorundadır. Esaslı bir program üzerinde
tüm ulusu uyumlu olarak çalıştırmak gerekir”
Mustafa Kemal ATATÜRK (1923 İzmir İktisat Kongresi.)
Ekonominin bir ülkenin belkemiği olduğu ve ekonomide tam bağımsızlık sağlamadan
milletlerin bağımsız olamayacağı bilinci ile; Mustafa Kemal ATATÜRK’ün
belirttiği gibi tüm programlarımızı ekonomi programına dayandırırken,
ekonomi programımızı da Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ilkeleri doğrultusunda
oluşturduk. Ülkenin çağdaş, istikrarlı, gelişen, hakça bir gelir dağılımıyla
yüksek yaşam niteliğinin gerçekleştiği, esaret altına alınmamış bir
ekonomiye sahip olması için gerekli koşulun; ilkeleri pazar konumundaki ülkeleri
sömürmek olan sömürgeci ülkelerin pazarlarına uyguladıklarını/uygulattırdıklarını
yapmak değil, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün bağımsızlık yolunun izlenmesi
olduğunu biliyoruz.
Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Milliyetçiliğinin temeli, Türk Milliyetçiliğidir
ve tüm siyasetlerin üstündedir, bu Milliyetçilik anlayışı vatanını
seven, kökenine bakmaksızın “Ne Mutlu Türküm Diyene” diyebilen, vatanına
özveriyle hizmet eden herkesi Türk kabul eden anlayıştır. Bu olağanüstü
çağdaş Milliyetçilik anlayışı, geçmişte/şu anda olduğu gibi gelecekte
de sömürgeci/işgalci güçlerin önündeki en büyük tehlikedir. Bu nedenle
ekonomi anlayışından, siyasal, toplumsal, askeri, kültürel anlayışına
kadar tüm alanlardaki Mustafa Kemal ATATÜRK ilkeleri silinmeye, Türkiye
Cumhuriyeti tam teslim alınmaya çalışılmaktadır, çünkü bu ilkelerin
bilinmesi, uygulanması, diğer ülkelere örnek olması sömürgeciliğin/işgalciliğin
önündeki en zorlu düşmandır. Zira sömürgeci/işgalci güçlerin bünyesinde
büyüyen tröstler, Milli olan her şeyi, merkeziyetçi (üniter) ulus
devletlerini; gelişimlerini, azgınca sömürebilmelerinin önündeki en büyük
engel olarak görmektedirler, hele de en geniş yeryüzü coğrafyasına dağılmış
tek Millet olan Türk Milleti, tröstlerin geleceklerinin kabusu olmaya adaydır,
bir de yolları Mustafa Kemal ATATÜRK’ün yoluysa tröstlerin gördüğü
kabus kolayca gerçeğe dönüşecektir ve sömürgeci/işgalci güçler bunun
bilincindedir.
Türk Vatanseverleri olarak tüm Milli sermayeyi, özellikle Milli karakterli küçük
ve orta ölçekli sanayiyi destekleyip, teşvik ederek, Milli ekonomiyi canlandırmayı,
böylece iş alanları oluşturup, işsizliği azaltmayı hedeflerken, insanların
çalışacakları işe göre eğitim almalarını sağlayıp, çalışanların
bilgi kalitesini yükseltmeyi amaçlamaktayız.
“Devletçiliğin bizce anlamı şudur: kişilerin özel teşebbüslerini
ve şahsi faaliyetlerini esas tutmak, fakat büyük bir milletin ve geniş bir
memleketin ihtiyaçlarını ve çok şeylerin yapılmadığını göz önünde
tutarak, memleket ekonomisini Devletin eline almak.”
“Prensip olarak Devlet, kişilerin yerine geçmemelidir, fakat ferdin gelişmesi
için genel şartları göz önünde bulundurmalıdır.”
“Zaruret olmadıkça piyasalara karışılmaz, bununla beraber hiçbir piyasa
da başıboş değildir.”
Mustafa Kemal ATATÜRK
Devletçilik bireysel girişimciliği yadsımamakla birlikte Milli çıkarlar doğrultusundaki
kısa, orta, uzun vadeli planlarına uygun olarak ekonomiyi yönlendirmelidir.
Küreselleşme yutturmacasının arkasındaki azgın sömürgeci tröstler/devletler
işgal ettiği ülkelerde işbirlikçi hükümetler kurmakta, yazılı ve görsel
bir kısım basını satın almakta, ülkelerin yeraltı/yer üstü kaynaklarını
talan etmekte, ekonominin her köşe başını kendi istediği gibi düzenlemekte
ve çok kısa zamanda ülkeleri köleleştirmektedirler ve ne yazık ki Türkiye’nin
manzarası şu anda böyledir.
“Türkiye Cumhuriyeti halkını ayrı ayrı sınıflardan oluşmuş değil,
fakat kişisel ve sosyal hayat için iş bölümü itibarıyla çeşitli
mesleklere ayrılmış bir toplum olarak görmek esas prensiplerimizdendir”
Mustafa Kemal ATATÜRK
Hiçbir kısıtlama olmadan özgürce seçme seçilme şansına sahip insanların,
kendi meslek gruplarıyla ilgili örgütlenmelerde de eşit haklara sahip
olarak, kendi ekonomik çalışmalarında sektörü ve kendisi için en iyisini
yaparken, devletin uzun ve kısa vadeli planları doğrultusunda diğer ekonomik
birimlerle bütünleşerek, iş birliği içinde ülke ekonomisinin en verimli
şekilde gelişmesine katkıda bulunmaları sağlanacaktır.
3.1.Kaynak Yönetimi
3.1.1.Ülkemizde, yeraltı/yer üstü kaynaklarımız bugüne
kadar verimli olarak kullanılamamış/kullandırılmamıştır. Kaynaklarımızın
çıkarma ve işletme hakları yabancı ülkelere devredilerek, bu
zenginliklerimizi ülke ekonomisine kaynak olarak aktarma umudumuz tümüyle yok
edilmeye çalışılmaktadır.
Oysa altın rezervi sıralamasında; dünyada saptanan 43.000 ton altın
rezervinin 20.000 tonuna sahip olan Güney Afrika birinci sırada yer alırken,
tahmini 6.500 tonla Türkiye ikinci, 4.770 tonla da ABD üçüncü sırada
bulunmaktadır. Türkiye’nin sahip olduğu 6.500 ton altın potansiyelinin değeri,
70 milyar dolardır, bu potansiyelin ülke ekonomisine yaratacağı katma değer
ise 300 milyar dolar civarında gerçekleşecektir, yine bu potansiyelin
yaratacağı doğrudan istihdam 6.500 kişi ve dolaylı istihdam ise 105.300 kişi
olarak tahmin edilmektedir.
Öte yandan dünya bor madeni rezervinin %63’ü Türkiye’dedir. Yeni arama
çalışmalarının yapılmasıyla Türkiye bor rezervlerinin iki katına bile
çıkabileceği iddia edilmektedir. Türkiye'den sonra ikinci kaynak ülke ABD
olup, dünya rezervlerinin %13'ü civarında bir payı olduğu bilinmektedir.
Ancak ABD, boru uzun süredir endüstrinin çeşitli alanlarında kullanmakta
olduğundan, yakın gelecekte bor rezervlerinin tükenmesi tehlikesi ile karşı
karşıyadır.
Türkiye Cumhuriyetinin Milli çıkarları açısından bugüne kadar ki tüm
yeraltı/yer üstü kaynaklarının satış anlaşmaları tekrar gözden geçirilmelidir,
yasal düzenlemeler tamamlanıp, mümkünse iptali yoluna gidilmeli, eldeki
kaynakların satışı engellenmeli ya da Milli çıkarlar doğrultusunda çıkarılan
yasalarla sınırları belirlenmeli, ayrıca elde edilecek gelirler kesinlikle
yerel yönetimlerde değil, merkezi yönetimde toplanmalıdır.
Bunun yanı sıra MTA, TPAO gibi kurumlar yasal düzenlemelerle güçlendirilmeli,
geçmiş dönemdeki yanlış uygulamalar düzeltilmeli, aksatılan/aksattırılan
tüm yararlı olabilecek çalışmalar yeniden yapılandırılmalı, güncel
gelişmelere göre yeni etkinlik alanları açılmalı, ödenekleri artırılıp,
dallarında tek otorite olarak çalışmaları sağlanmalıdır, çünkü bu
gibi devlet kurum ve kuruluşları 80 yıldır nitelikli elemanlar yetiştirmiş,
devlet o düzeye gelene kadar elemanlara, cihazlara büyük yatırım yapmış,
Milli çıkarlar açısından atıl bırakılamayacak duruma gelinmiştir.
3.1.2.II. Dünya Savaşı sonrasında ekonomik açıdan güçlü
durumdaki ABD, yıkılan Avrupa’ya uzun vadeli kredilerle destek vererek; dünya
ticaretini canlandırmak için IMF’nin, yeniden yapılanmayı sağlamak
içinde Dünya Bankasının kurulmasını sağlamıştır. Bu kuruluşların
amacı ekonomik sorun içinde olan üyelerine finansman sağlamak, bunu yaparken
faiz kazancı oluşturmak, aynı zamanda borç verdiği ülkenin yönetimini
avucuna alarak kolay bir pazar haline getirmekti. Türkiye IMF’ye 11 Mart 1947
tarihinde üye olmuştur, 1962 yılında ilki yapılan stand-by anlaşmaları
ile de ülke ekonomisinin düzelmesi ve verilen borçların geri ödenebilmesi için
uyulması gereken istikrar programları adı altında, IMF politikaları ile hükümetlerimizin
para politikaları üzerinde baskı uygulanmaya başlanmıştır. Zaten dünya
geneline baktığımızda da 1980’den sonra IMF’nin artık ülke
ekonomilerine yardım etmekten çok, ekonomi politikalarını yönlendirmeye çalışan
bir kurum haline geldiğini görüyoruz. Ayrıca önerilen istikrar programları,
ülkelerde siyasal istikrarsızlığın artmasına hatta bu istikrarsızlığın
süreklilik kazanmasına neden olmuştur.
Türkiye açısından baktığımızda 2001’den itibaren de açık bir işgal
politikasının uygulanmaya başladığını görüyoruz, son yıllarda hükümetlerin
yanlış politikalarının da yardımıyla işgal tam olarak gerçekleşmiş ve
ülke ekonomik anlamda teslim edilmiştir.
Piyasada dolaşan para miktarının kontrolü, -diğer maliye politikaları;
fiyatlar, ücret artışları, yatırım kararları ile koordineli gittiği
takdirde- YTL ve döviz arasında dengeyi sağlayarak, ekonomiyi, üretici
ve tüketici için dengede tutabilmek adına müdahele etmek, istikrarlı bir büyüme
ve kalkınma sağlayabilmek için en önemli araçlardan biridir. Çok açıktır
ki bu kararları alıp, uygulayan yönetimler Milli olmak ve ülke çıkarlarını
gözetmek zorundadır. Ancak ne yazık ki ülkemizde bu kararlar, bizim adımıza
IMF tarafından verilmekte ve doğal olarak kendi çıkarlarına göre
ekonomimizi yönlendirmektedirler. Emisyon hacmi olması gerekenden çok olduğunda
tüketim enflasyonu, az olduğunda ise maliyet enflasyonu sorunu ortaya çıkmaktadır,
piyasa koşullarının her ikisinin istenmeyen yönünden de etkilemeyecek şekilde
para arzının belirlenmesi, Merkez Bankalarının temel sorunudur.
IMF, 2001 yılına kadar çeşitli politikalarla para arzının yönetimine çeşitli
müdahalelerde bulunurken, 2001 yılı Şubat krizi sonrasında daha önce
imzalanmış olan “stand-by” anlaşmasını değişen koşullar altında
yeniden şekillendirerek, para arzı yönetimini tümüyle kendine hizmet eder
hale getirmiştir.
2001’de geçilen serbest dalgalı kur uygulaması ile para arzını
kurla frenleme yöntemi terkedilmiştir. IMF kredisinin Hazine’ye kullandırılması
ile ortaya çıkan likiditeyi çekmek ya da Merkez Bankasının Net İç Varlıklarında
oluşacak artışın parasal tabanı etkilemesini önlemek için, piyasaya sürülecek
dövizle fazla YTL.’nin satın alınması, yabancı paranın Türk lirasının
yerine ikame edilmesi ile de YTL. basım ihtiyacının ortadan kaldırılması
istenmektedir. Böylece yabancı parayı basan ülkelere senyoraj hakkı -Merkez
Bankalarının bastığı paraların basım maliyeti ile paranın üzerinde
yazan değer arasındaki farkın getirisi- devredilerek, önemli bir gelirden
vazgeçilmekte, öte yandan Merkez Bankasının kendi şartlarıyla oluşturabileceği
emisyonun yerini daha yüksek maliyetli, faiz yükümlülüğü olan yabancı
para almaktadır. Bu maliyetli para giderek faizleri artırarak, üretim
maliyetini artırmakta, ithalatı, ihracata göre daha ucuz hale getirerek, ülkede
genel anlamda yatırımcının -sanayi ya da tarımsal- üretimi tercih
etmemesine neden olmaktadır. Böylece üretimsiz bir tüketim ekonomisi ile
iyice dışa bağımlı hale gelen tüm piyasalarımız, sömürgeci/işgalci güçlere
teslim edilmiştir.
Bu işgali önleyebilmek için her şeyden önce dış borçlanma tamamen bırakılmalı,
IMF ve benzeri dış finans kaynaklarıyla ile ilişkilerimiz hızla tasfiye
edilmelidir. Merkez Bankası ülke çıkarlarını gözeterek gereken emisyonu
oluşturmalı, piyasada milli para kullanılmalıdır. Zaman içinde hedefimiz iç
borçlanmanın da sıfıra çekilmesidir.
3.1.3.Merkez Bankasında para arzı düzenlemeleri ve dış borçlanmanın
bitirilmesi ile düşecek faizlerle, öngörülen genişlemeye kavuşan emisyon
hacmiyle, bankacılık sektörü rahatlatılarak, likidite ihtiyacı için
yabancı ortak arayışından vazgeçmesi sağlanmalıdır.
3.1.4.Döviz kurlarındaki trende bakıldığında son yıllarda
dolar bazında YTL’nin gerçek değerini yansıtmadığı görülmektedir,
ithalatın, ihracata oranı sürekli artan Türkiye’de dış ticaret açığı
giderek büyümektedir. Bizim hedefimiz; üretim yapmanın cazibesini ortadan
kaldıran dış borçlanmanın yarattığı yüksek maliyet yaratıcı unsurları
ortadan kaldırarak, ithal girdi maliyetini minimumda tutmaya çalışarak, üretimi
dış piyasa koşullarıyla rekabet edebilecek nitelik ve niceliğe çekmek ve
ihracatı artırırken, iç piyasa talebini karşılayacak duruma gelen üretim
kapasitesinin ithalatın yerini almasını sağlayarak, dış ticaret açığını
kapatmaktır. Böylece sağlanan dış ticaret dengesi, uygulanacak doğru para
politikalarıyla istikrarlı ve gerçek değerini gösteren bir döviz kuru oluşturacaktır.
3.1.5.Piyasalarda Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK)
ve Sermaye Piyasası Kurumunun (SPK) etkinliği artırılacak, denetleme düzeneği
güçlendirilecektir.
Finans sektörünü oluşturan kuruluşlar milli olmalıdır. Bankaların yanı
sıra, aracı kuruluşlarda artık yabancı sermayenin elindedir, bu durum Milli
çıkarlar doğrultusunda, yasal düzenlemelerle kontrol altına alınacaktır.
3.1.6.Borsa, şirketlerin nakit ihtiyacını karşılamak için
yeni ortaklar edindirerek, yeni yatırımlara kaynak yaratmak amacıyla çalışması
gerekirken, spekülatif amaçlı kar etmek için kullanılan bir piyasa konumuna
gelmiştir. Şirketlerin sermaye gelişimine ve büyümesine çok az katkıda
bulunduğu gibi, yabancılarında kolaylıkla girebildiği bir piyasa durumuna
gelmiştir. Yabancı sermayedarlar da borsaya spekülatif amaçla gelmekte,
istediği karı elde ettikten sonra, değişmeyen döviz kurundan tekrar döviz
alıp, piyasaya getirdikleri dövizden daha fazlasını ülkelerine geri götürerek,
Türkiye’nin dış borcunun artmasına yol açmaktadırlar.
Buna engel olmak için, Türk menkul kıymetleri üzerine yabancı portföy yatırımcılarının
yaptıkları işlemlere belli sınırlamalar getirilmelidir.
Borsada yatırım tröstüne engel olacak yasal düzenlemeler yapılandırılmalıdır.
İç ve dış sermaye hareketlerinin devlet maliyesine olumsuz etkisine izin
verilmemelidir.
Borsa dışı teşkilatlanmış menkul kıymetler piyasaları geliştirilerek, küçük
ve orta ölçekli sanayinin gelişimine kaynak yaratılmalıdır.
3.2.Üretim
3.2.1.Gelişen ve artan tröstler, liberal ekonomiyi kullanarak
ulusal devleti, pek çok işlevinin yanı sıra ekonomik anlamda da küçültmeyi
hedeflemektedirler, çünkü amaçları, o ülkeleri, devletlerin yerine
kendilerinin yönetimi altına almaktır, aynı zamanda küreselleşme ülkelerin
gelir dağılımındaki dengesizliği artırmakta, gelirin büyük bir kısmının
kullanımını yönlendiren, çok yüksek gelir düzeyine sahip azınlıktaki
grubun, çoğunluktaki halkın üzerinde baskı kurmasını ve onları da istediği
gibi yönlendirmesini sağlamaktadır. Bu grup aynı güçle devletler üzerinde
de baskı kurmakta, onları ekonomik anlamda küçülterek işlevsiz hale
getirmektedirler. Baskılar ve doğru değerlendirmeleri yapmaktan yoksun hükümetler
sonucunda, özellikle az gelişmiş ya da gelişen ülkelerdeki ulusal ve ulus
devletler, giderek yok olmaktadırlar. Ulusal ve ulus Devletlerinin işlevlerini
yitirmesi ise sosyal adaletin giderek yok olması sonucunu doğurmaktadır. Hükümetler
yanlış ekonomik ve mali politikalar uygulayarak, halkın doğru ve adil yönetimi
için gerekli olan gelirlerden vazgeçmekte, yanlış vergi politikalarıyla
gelirlerindeki azalma sonucu, giderek tröstlere daha çok borçlanmakta, bunun
sonucu olarak ta onların boyundurukları altına girmektedirler. Maddi
yetersizlikler ve baskılar Devletin toplumsal hizmetlerini de olumsuz
etkilemekte, hükümetler, fakirliği iyice artan çoğunluk grubun ihtiyaçlarını
karşılayamaz duruma gelmektedirler.
Türkiye'de özellikle Devletin yönetimindeki kuruluşlar değerleri düşürülüp,
işgalci/sömürgeci oluşumlara gerçek değerlerinin çok altında, peşkeş
çekilmektedir. Oysa Devletin halkına; ekonomik, güvenlik, siyasal, sağlık,
sosyal, eğitim/öğretim, kültürel vb. alanlarda hizmet verebilmek için çeşitli
kuruluşları kurmak ve çalıştırmak yükümlülüğü vardır. Bu bağlamda
Devlet, bireysel girişimcilerin az kazanç nedeniyle girmedikleri alanlarda,
kazanç hesabı yapmadan, toplumsal alanlara Milletin yaşam kalitesini yükseltmek
için yatırım yapmalı, yüksek maliyetli araştırma-geliştirmeleri üstlenmelidir.
Stratejik Kamu İktisadi Teşekküllerini bünyesinde bulundurmalıdır,
emeklilik ve sağlık, eğitimsel, kültürel, hizmetler asla özel girişimciliğe
teslim edilmemelidir.
Sektörlere destek vermek için kurulan kalkınma bankalarından hala Devletin yönetiminde
olanlarının satılma işlemleri durdurulmalı, satılan bankaların işlevleri
tekrar gözden geçirilerek, kalan bankalara bölüştürülmelidir.
Milli çıkarlara zarar veren özelleştirmelerin, uygulamaların onarılması
yoluna gidilmelidir.
Özel sektörün yaptığı bazı yatırımlara da Milli hedefler ve önceliklere
göre sınır koyulmalıdır.
Ekonomik bedeli olan, Devlet için yararlı olan yarım kalmış tüm yatırımlar
bitirilip, yeni yatırımlar tasarlanmalıdır.
Yabancı sermayenin Milli güvenliğe, Milli çıkarlara zarar verecek alanlara
yatırım ve alımlar yapması engellenmelidir.
3.2.2.İşgalci/yayılmacı güçlerin bir ülkenin ekonomisini
tümüyle ele geçirmek için kurduğu sistem, kendi işleyişi gereği ithalatı
üretime tercih eden bir yapı oluşturmuştur, biz her alanda üretimi artırıcı
uygulamalarla sanayi yatırımlarımızı lokomotif gibi kullanarak, ekonomide
tam bağımsızlığımızı amaçlamalıyız. Bunun sonucu olarak da üretim
nicelik ve nitelik olarak artırılıp, iç piyasa talebi karşılandıktan
sonra, ihracat ağırlıklı üretim teşvik edilmelidir.
Yenilenebilir enerji kaynaklarında kullanılan teknolojik cihaz ve ekipmanların
ülkemizde üretilmesi için gerekli teşvikler sağlanmalıdır.
Her alanda teknolojik gelişmeler izlenmeli, araştırılıp, geliştirilmeli ve
üretilmelidir.
Üretim yapan sektörlerin teknolojik alt yapı maliyetlerini karşılamak için
gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.
3.2.3.Yeraltı/yer üstü kaynakların aranması, bulunması,
fizibilitesi, çıkarılması, işlenmesi, pazarlanması tercih edilmelidir,
zira tüketimi sırasında ekonomiye yarattıkları katma değer çok yüksektir,
yeraltı/yer üstü kaynakları hammadde olarak değil, işlenmiş mamul mal
olarak ihraç edilmelidir.
3.2.4.Tarım, hayvancılık sektörleriyle gelişen ekonomik şartlarla
baş edebilmesi, rekabet koşullarının içinde erimeden faaliyetlerini sürdürebilmeleri
için konulara, bölgelere göre kooperatifleşme teşvik edilmeli ve hızla yayılmalıdır.
Tarım ve Hayvancılık alanında araştırma, geliştirme, koruma enstitüleri
kurulmalıdır.
Tarım ve hayvancılığı destekleyen Ziraat Bankasının daha etkin kullanımı
sağlanmalıdır.
Tarım ve hayvancılık alanında işgalci/yayılmacı güçler tarafından
konan tüm kotalar kaldırılmalıdır.
3.2.5.Tarım sektörünün gelişimiyle;
İstihdam yaratılarak, büyük kentlere göç ve işsizlik sorunlarına çözüm
getirilmeli,
Tarım ürünlerinin ithalatı engellenip, ülke tekrar kendine yeter hale
getirilmeli,
Tarım destek verici politikalarla tekrar canlandırılarak, bu konuda çiftçimiz,
dolayısıyla vatan aleyhine alınmış tüm kararlar yeniden düzenlenmelidir.
3.2.6.Tarım sektörü tarımla ilgili her konuda olduğu gibi
genetiği oynanmış tohumlar konusunda da, bilinçlendirilmeli, ekolojik tarım
öncelikli olmalı, insana zararlı, su kaynaklarını kirletici yapay gübre ve
hormonlar yasaklanmalıdır.
Biyodizel yapımı için gereken yağlı tohumlar yetiştirilerek, ithal edilme
ihtiyacı ortadan kaldırılmalıdır.
Köy işleri hizmetleri yeniden yapılandırılmalı ve işlevleri artırılmalıdır.
3.2.7.Çok düşük olan hayvansal ürün tüketimi artırılarak,
insanların beslenme kalitesi yükseltilerek, sağlık koşulları düzeltilmeli,
hayvan üretiminin artırılıp fiyatların düşürülmesi amaçlanmalıdır.
Devlet müdahale fiyatları ile üreticiyi korurken, tavan fiyatları ile de tüketicinin
zarar görmesini engellemelidir.
Hayvancılığın tüm tarım ürünleri içindeki üretim payı artırılarak,
Türkiye hayvancılık alanında kendi kendine yetebilen ve hayvansal ürün
ihracatçısı bir ülke haline getirilmelidir, hayvansal ürün ihracatının tüm
ihracat gelirleri içindeki payı yükseltilmelidir ve hayvancılığı üretici
için karlı hale getirerek, hayvancılık sektöründeki istihdam arttırılmalıdır.
Türkiye coğrafyasına ve iklim şartlarına uygun, yüksek verimli bir yerli
ırk geliştirilmelidir, bunun için damızlık canlı hayvan ithalatının
sadece Devlet eliyle yapılması, sperma ithalatının da Devletin belirlediği
kalite ve standartlarda yapılması ve kontrol altında tutulması sağlanmalıdır.
Et ve et ürünleri ile canlı hayvan ithalatı kesin olarak durdurulmalı.
AB’ye yıllık olarak taahhüt edilen büyük baş hayvan ithalatı taahhütü
ortadan kaldırılmalıdır.
Sınırlarımız kontrol altına alınıp, kaçak hayvan girişi önlenmelidir.
Özelleştirilen Devlet Üretme Çiftlikleri (DÜÇ) tekrar kurulmalı, hayvancılığa
örnek olacak biçimde yeniden düzenlenmeli ve bunların yönetimleri tarım ve
hayvancılık alanında araştırma, geliştirme ve koruma enstitülerinde olmalıdır.
Üreticilere; yetiştiricilik, hayvan sağlığı, verimin arttırılması, örgütlenme,
gibi konularda bilgi akışı sağlanmalıdır.
Ülke şartlarına uygun aşı, serum, ilaç üretiminin miktarı ve kalitesi
arttırılmalıdır.
İhracatta rekabet gücünü arttırmak için işlenmiş ürününün ihracını
teşvik edici destekler sağlanmalı, Türk Devletlerine yönelik olanaklar sağlanarak,
her alanda olacağı gibi bu alanda da sıkı bir işbirliği sağlanmalıdır.
Küçük aile işletmeleri krediler ile desteklenerek, modern yöntemlerin
uygulandığı büyük işletmeler haline getirilmelidir.
Hayvancılığın yoğun olduğu bölgelerde entegre işleme tesislerinin
kurulması özendirilmelidir.
3.3.Tüketim
3.3.1.Yerli Malı kullanımının artırılması için, tüketici
hakları konusunda Türk Milleti bilinçlendirilmelidir.
İthalat ancak üretim için kullanılacak mallar için kolaylaştırılmalı,
ithalatı cazip kılıcı politika ve uygulamalar bırakılmalı, dış güçler
tarafından halkın ve üreticinin bilinçli olarak ithalat lehine değiştirilen
tercihleri ülke içine yönlendirilmeli, iç piyasa korunmalıdır.
3.3.2.Hammaddeler ancak ülke içindeki talebin fazlası kadar
ihraç edilebilir, mamul mal ihracatı teşvik edilmelidir.
Gümrük politikalarında dış ülkelerin çıkarları değil, ülkemizin çıkarları
gözetilerek, üretim ve ihracatı teşvik edici uygulamalara geçilmelidir.
Serbest bölgeler Milli çıkarlar doğrultusunda yeniden düzenlenmelidir.
3.3.3.Dış ekonomik ilişkilerde Milli çıkarlarımıza ters
düşen uluslararası antlaşmalardan uzak durulmalı, yapılmış olanlar
tekrar gözden geçirilmeli eğer zarar söz konusuysa, iptali yoluna
gidilmelidir.
Türkiye Cumhuriyetinin birliğine, bütünlüğüne ve her alandaki bağımsız
varlığına, yapısı ve düşünceleri gereği karşı olan AB, IMF ile ilişkiler
kesinlikle bitirilecektir.
3.3.4.Tröstlerin tekelciliğine izin verilmemelidir, anti tröst
yasalar çıkarılmalıdır, tröstlerin fiyatları kontrol etmelerini
engelleyici önlemler alınmalıdır.
Tekelcilik yaratarak ekonomi ve Devlet üzerinde baskı kurmaya çalışan tröstler
denetim altına alınmalıdır.
3.3.5.Küçük ve orta ölçekli firmalar desteklenerek,
ekonomiye katkıları artırılmalıdır,
Küçük ve orta ölçekli işletmelerin yeni pazarlara açılması, yeni üretim
teknolojilerine kavuşturulması, yeterli AR-GE çalışmalarının yapılması
ve istihdam olanaklarının geliştirilmesine çalışılmalıdır.
Çevre koruma kapsamında küçük ölçekli çevre dostu teknoloji üreticileri
desteklenip, eko-endüstrileri özendirilerek, KOBİ’leri çevre yatırımlarına
yönlendirecek teşvikler getirilmelidir.
Küçük ve orta ölçekli işletmelerin alternatif bir pazar olarak internet
pazarını kullanımlarını yaygınlaşmak için iyi bir bilgilendirme ile özendirici
teşvikler getirilmelidir.
3.4.Ekonominin Eşgüdümü, Maliye Politikamız
Bütçenin denkliği ve Milli kaynaklara dayanması esastır. Yapılandırılacak
ve yenilenecek kamu kuruluşları için gereken bütçe ayrılmalıdır.
Milli gelirin dağılımındaki adaletsizliği giderebilmek için dolaylı
vergilerin dolaysız vergilere oranını düşürmek hedefimizdir.
Kayıt dışı ekonominin, kayıt altına alınabilmesi için adaletli bir yapılanmaya
gidilmelidir, düzenli, etkin, tarafsız denetim önkoşuluyla, gelir ve servet
vergi oranları düşürülerek, KDV, ÖTV oranları gelir dağılımının
dengelenmesi yönünde yeniden gözden geçirilmelidir.
Vatandaşlar vergi gelirlerinin nerede ve ne şekilde kullanıldığı konusunda
doğru ve ayrıntılı şekilde bilgilendirilerek ve bu harcamalar her ayın ilk
günü ilan edilerek, vergi sistemine istekli katılımları sağlanmalıdır.
3.5.Türk Devletleri ile Ekonomik İlişkiler Politikamız
Türk Devletleriyle Ortak Pazar, Gümrük Birliği ve ekonomide akla gelebilecek
her alanda işbirliğini artırma amaçlanmalı, hatta nihai hedef tam anlamıyla
entegrasyon olmalıdır.
Barınma
Madde 4.
4.1.Mülk edinme konusunda, ulusal çıkarlar doğrultusunda
yeni yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
4.2.Bayındırlık ve İskan Bakanlığının çalışma
esasları yeniden düzenlenmeli, imar kanunu gözden geçirilmeli, birim fiyat
hazırlama esasları günün şartlarına uygun olarak yeniden düzenlenmeli, yüksek
fen kurulu aktif hale getirilmelidir.
Milli çıkarlara ve Devlet politikasına uygun olması için büyük ölçekli
imar planları, yatırım ve uygulama işleri Bakanlık tarafından yapılmalı,
kontrollükler illere bırakılmalıdır.
4.3.Yapım işlerine ait işlevini yitirmiş tüm kanun ve yönetmelikler
günün koşullarına uygun olarak yeniden düzenlenmeli, deprem ve benzeri tüm
olumsuz koşullar göz önünde bulundurularak, eski yapılar dahil olmak üzere
tüm yapıların denetlenmesi etkinleştirilmeli, garaj ve sığınak gibi yaşam
kalitesini etkileyen unsurların ihlali engellenmelidir.
Bu denetlemede gerek duyulan yeni yasal düzenlemelerle teknik müfettişlik
sistemi işler hale getirilerek yetki ve hız açısından yeniden organize
edilmelidir.
4.4.Laboratuar ve Ar-Ge çalışmalarına önem verilmeli,
insan sağlığına zararlı malzemelerle ilgili standartlar geliştirilerek,
bunların kullanımları yasalarla engellenmelidir.
Devamı |