 İktidar ikna etmiyor, mahkûm ediyor Hikmet Bilâ Samimi bir “açılım” böyle başlamazdı. Meclis’te temsil edilenlerden başlayarak önce siyasal partilerin görüşü alınırdı. İçeriği somutlaşmamış bile olsa, en azından “niyet” üzerinde tartışma açılırdı. Hatta belki hepsinden önce Milli Güvenlik Kurulu’nda (MGK) görüşülür, sonra temasa geçilirdi. Ortalık yangın yerine döndükten sonra, MGK’da “konu”yu görüşmek, MGK’nın açılımı desteklediğini belirten bildiri yayınlamak, ne kadar yarar getirdi, tartışılır. Hükümet ile muhalefet partileri, özellikle MHP arasında iplerin kopmasıyla sonuçlanan süreç yaşandıktan sonra MGK’dan bildiri çıktı. Böylece, askerin de hükümetten yana tavır koyduğu, asker ile MHP’nin karşı karşıya geldiği izlenimi doğdu. “Açılım” yanlış başladı, yanlış gidiyor. Köprüler atılıyor, gemiler yakılıyor. Bu gidişin sonucu “açılım”, “demokratikleşme”, “barış” değildir. Bu sertleşmenin gerçek amacı, ister “ileride artı hanesine yazılacak bir hesap” olsun, isterse seneye yapılması olası seçimler için yatırım olsun, en büyük sonucu “tahribat” olacaktır. Çünkü olay, partiler arasındaki çekişme konusunu olmayı çoktan aşmış, halk kesimlerini kesin tavır almaya, taraf tutmaya zorlayan bir baskı aracına dönüşmüştür. İşte tehlikeli olan da budur. Eğer bu bir seçim yatırımıysa, üzerinde at koşturulan alanın, yarışçıları da yakabilecek kadar ısıtıldığı unutulmamalıdır.
*** Başından beri, bu “açılım”ın açılım olmadığını söylüyorum. Samimi olmadığını söylüyorum. İçinin boş, tarzının yanlış, zamanlamasının hatalı olduğunu söylüyorum. Hâlâ da aynı görüşteyim ve aynı kaygıları taşıyorum. Ama, gelinen nokta, “açılım”ı tartışmaktan daha acil bir hal almıştır. MHP’nin sertliğine hükümetin daha sert çıkması, durumu vahimleştiriyor. Tekrar ediyorum, ortamı yumuşatmak herkesten önce iktidarın, hükümetin görevidir. Bir muhalefet partisinin, iktidarı hırpalamaya, sıkıştırmaya, oy kaybettirmeye çalışmasından daha doğal ne olabilir? Ama iktidar, ülkenin tümünden ve her şeyinden sorumludur ve her şeyi düşünmek zorundadır. Söylemini ona göre şekillendirmeli, adımlarını ona göre atmalıdır. Oysa hükümet tam aksi yönde davranıyor. Kimseye sormadan ortaya attığı belli-belirsiz “açılım” a peşin peşin destek vermedi diye muhalefeti yerden yere vuruyor, “alçaklık”, “namussuzluk” yaftaları yapıştırıyor. İkna etmesi gereken iktidar, mahkûm ediyor. “Açılım” bunun neresinde? MHP’lilerin eskiden sıkça kullandığı sloganla söyleyelim: İktidar “titreyip kendine dönmeli” dir. Bu konuda gerginlik politikası iktidarın da yararına değildir. Söylemini değiştirmeli, sertlik politikasından vazgeçmelidir. Kürtleri kazanayım derken Türkleri kaybetme olasılığı giderek artıyor çünkü... *****
Marmara’ya tüy dikmek... Demek ki, karadaki rant alanları bitmiş. Demek ki, 3. Boğaz köprüsü ile havadaki rant alanları da bitmiş. Sıra denizlerde rant alanları yaratıp paylaştırmaya gelmiş. Marmara Denizi’ne Dubai’deki gibi yapay adalar yapılacakmış. Mimarlar Odası açıkladı. Büyükşehir Belediyesi’nin hazırladığı plan, denizde “sosyal etkinlik” amaçlı adalar yapılmasını öngörüyor. Haritada Küçükçekmece ve Kartal açıkları belirlenmiş ama Mimarlar Odası’nın iddiasına göre, İstanbul’un her denizinde bu adaların yapımı için engel yokmuş. İstanbul’un nasıl çirkinleştirildiği, denizlerinin nasıl kirletildiği, doğasının ve tarihsal değerlerinin nasıl yok edildiği, kentte yaşamın nasıl zorlaştırıldığı malum... Dubai’de yapılan adalar “palmiye” şeklinde biliyorsunuz Marmara’da yapılacak adalar da “tüy” şeklinde olsun bari...
Hikmet Bilâ , hbila@gazetevatan.com
Kaynak: Vatan, 24.08.2009, Yazarlar
|