Ana Sayfa · Haberler · Bağlantılar · Parti Tüzüğü · Parti Programı · Kuruluş Bildirisi · Basından 08.09.2010 04:20:09

Vatanseverler Partisi

vp.org.tr
vatanseverler
 partisi.org.tr

Ana Menü
Ana Sayfa
Haberler
Bağlantılar
Parti Tüzüğü
Parti Programı
Kuruluş Bildirisi
Basın Bildirisi
Basından
Resim Galerisi
Arama
İletişim
Site Haritası
2009 YEREL SEÇİM DEĞERLENDİRMESİ

 2009 YEREL SEÇİM DEĞERLENDİRMESİ

Yönetim biçimi demokrasi olan genç Cumhuriyetimiz demokrasinin gereklerinden olan seçimi bir kez daha gerçekleştirmiş, 29 Mart 2009 tarihinde yerel yönetimleri belirlemek üzere sandık başına gitmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşları; iyi bir oranda olmak üzere, görevlerini sandık başında yerine getirmişler, diledikleri yerel yöneticilerin başa gelmesi için oy kullanmışlardır. Seçim dönemi AKP’nin gerginlik üretme politikasına karşın sakin geçmiş, Türk Milleti bir kez daha dışta olduğu gibi, içte de barış anlayışını yaşayarak, büyüklüğünü göstermiştir.

Devletlerüstü/Sınırlarüstü anamala teslim olmak ya da bütünleşmek çağın gereği gibi sunulsa da doğru değildir, bu acımasız sömürü zincirinin herhangi bir yerinde sendelemenin başlaması durumunda batış; en zayıf halkalardan –ekonomik olarak zayıf olan bizim gibi ülkeler- olmak üzere zincirleme gerçekleşir, ana ülkeler tahribata uğrarken, milli üretim yoksulu olanlar yıkımla karşılaşır, çünkü dağın tepeleri devletlerüstü anamalın ev sahipleridir, çığ onlara az zarar verir, dağın eteğindekiler ekonomik olarak az gelişmiş ülkelerdir, çığ büyüyerek gelir, yıkıma uğrarlar. Bu yıkım önce alt yapı olarak ekonomide, daha sonrasında üst yapı elementleri olan siyasette, hukukta, en sonunda toplumsal kültürde kendisini gösterir, devletlerüstü anamal (küresel sermaye) küresel din gerektirir, medeniyetler ittifakı işte böyle bir adımın ayak sesidir.

Ülkemizin iyiliği için, yıllardır savunduğumuz ekonomik sistemin millilik karakteri taşıması gerektiğidir ki, bu sistem gereği; devletlerüstü şirketlerle rekabet edebilecek üretim tesisleri, ülkemizin özgücü ile kurulmalı, kurulamayan ya da özel sektörün kısa kaldığı, değişik nedenlerle uzanmadığı/uzanamadığı alanlara da devlet el atmalı, planlamacılık en üst düzeyde gerçekleşmelidir. Cumhuriyetimizin kuruluşundan beri temelleri atılmaya çalışılan bu yapı tamamlanamadan, 1938 tarihinden sonraki iktidarlar tarafından kemirilmeye başlanmış, son hamle de Devletlerüstü/Sınırlarüstü anamalın (küresel sermayenin)  kuklası olan AKP iktidarından gelmiştir. Devletin stratejik önemi olan kuruluşları da dahil olmak üzere devletlerüstü anamala tam anlamıyla peşkeş çekilen Türkiye, bu güçlerin körüklediği yolsuzluklar batağına batırılmış, tröstlere kayıtsız şartsız teslim edilmiştir.

Bu uygulamaların bedeli önümüzdeki günlerde daha da belirginleşecektir, özgürlükler de dahil olmak üzere, Türkiye Cumhuriyeti’nin başına gelecek olan  her alandaki yıkımlar yakındır ki ekonomik yıkımlar başlamıştır, daha sonrasında siyasal yıkımlar başlayacaktır. Sınırlarüstü anamal iktidar partisi AKP’yi kullanarak anti-demokratik uygulamaları daha da artıracaktır, Türkiye’deki oligarşik yönetimi acımasızlaştıracak, polis devlet modelini tam anlamıyla uygulamaya geçirecektir.

Türkiye yeryüzündeki konumundan ötürü özel önem taşımaktadır ve ekonomik çöküş sonrası doğal süreç yaşanarak –oluruna bırakarak- bağımsızlığını kaybetmesi beklenecek bir ülke olmadığı için; yıllardır her alanda sabırlı, planlı, olağanüstü operasyonlara maruz bırakılarak yıkıma uğratılmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti,  küresel güçlerin iktidarı olan AKP’de taşeron yapılarak, YAPAY, YÜZEYSEL TARTIŞMALARLA BİLİNÇLİ OLARAK DEĞİŞİK KONULARDA KUTUPLAŞMAYA GÖTÜRÜLMEKTEDİR, BÖYLECE GERÇEK GÜNDEMİN GÖZDEN GİZLENMESİ DE SAĞLANMAKTADIR, eğer bir ülkenin yıkımı alt yapı olan ekonomide olduysa zaten artık bağımsızlıkdan da söz edilmesi bir avuntudur, Ülkemiz içine düşürüldüğü bu manzaranın tamamını GÖREMEYEN konumundaki düşünürler, yazarlar aslında göremeyen değil, değişik nedenlerden ötürü GÖRMEYENLERDİR.

Ekonomi çökmüştür, toplumsal birliğe büyük darbeler vurulmaktadır, yönetenler yönetemez duruma düşmüşler, ülke yönetiminde oligarşik yapıyı iyice güçlendirilmiştir, yıllarca önce tohumları atılan Türk Hukuk Sistemi’ne siyasi müdahalelere başlanmış, Türk Hukuk’un geleceği Türkiye Adalet Akademisi gibi tüm müdahalelere açık bir sisteme emanet edilmiştir, Türk Silahlı Kuvvetleri Milli duruşundan geriye püskürtülmeye çalışılmaktadır.

Şimdi tam burada düşünülmesi gereken soru şudur; manda olarak mı yaşamak istiyoruz, yoksa bağımsız olarak mı? Eğer yanıtımız “bağımsızlık” olacaksa – ki bizim amacımız; TAM BAĞIMSIZ, Milliyetçi, Devletçi, Cumhuriyetçi, Laik, halkçı, Devrimci, çağdaş Hukukun, Demokrasinin temel olduğu, Tekil, Ulus Devlet TÜRKİYE CUMHURİYETİ’dir- hele de “TAM BAĞIMSIZLIK” olacaksa bu; kesinlikle ve öncelikle devletlerüstü anamaldan bağımsız bir anamala/ekonomiye sahip olmakla gerçekleşir, ÜRETİM BİÇİMİNDE KÜRESELCİLİK KARŞITLIĞINI, BARIŞTA KÜRESELCİLİĞİ SAVUNMAK TÜM ÜLKELERİN BAĞIMSIZLIĞININ İLK ADIMIDIR. Küresel ekonomi karşıtlığı da; küresel anamalı, mal ve hizmetleri ülkemize sokmamak ya da yasaklamak biçiminde değildir, milli üretimi rekabete uygun duruma getirmek -yönlendirmek, büyük ödenekli kalitesi yüksek Ar-Ge sistemini kurmak, tıkanıklıkları açmak, ülkemize mahsus ek yükleri kaldırmak, vergilendirmeleri daha adil duruma getirmek, böylece kalite-fiyat oranını küresel ortalamanın üzerine çıkarmak- için devlet yönetimine düşen her görevi yapabilmektir.

Özellikle ekonomisi gelişmiş ülkeler –devletlerüstü şirketlerin merkezlerini konuşlandırdıkları ülkeler- başta olmak üzere, tüm ülkelerde anamal (sermaye) birkaç elde toplanmaya başlamıştır, biçim ne olursa olsun yaşanan son küresel bunalımların özü budur. Anamalın küresel çapta bir el değiştirme işlemi söz konusudur; varsıllık el değiştirirken, halkların gelir düzeyi de düşmüş, bu düşen miktar anamalın yeni sahiplerinde toplanmıştır, özetlersek ekonomisi gelişkin ülkeler, eskiden,  kazançlarının bir bölümünü kendi halklarıyla paylaşırken artık kendi halkına daha az pay vermeye başlamıştır, gelir dengesizliği iyice büyümeye başlamıştır, bu ülkelerin konu ile ilgili düşünürleri toplumsal huzursuzluğa karşı kendi yönetimlerini uyarmaktadırlar. Türkiye’de de anamal yeni sahipler edinmeye başlamış ve 2002’den bu yana AKP şemsiyesi altında yeni bir tabaka hızla oluşmuştur, en kötüsü de bu tabaka üretimden kazanmamıştır, yolsuzluktan, tefecilikten, faizden, paradan para kazanmıştır, bu kesim dini duyguları sömürerek iktidara gelip dinin yasakladığı ticaret biçimini kendi yaşam tarzları olarak kabul etmişlerdir.

 Ekonomisi gelişmiş ülkelerin yönetimleri, devletlerüstü anamal sahiplerinin yarattığı bu krizi halkına birebir yansıtmamak çabasındayken, Türkiye’de durum tam tersidir; AKP iktidarı kötü yönetimle, talanla, vurgunla krizin Türk Milleti’ne olan zararlı etkisini birkaç kez katlamıştır ama bu yazılı-görsel basında yeterince vurgulanmamıştır, kamuoyu yeterli bilgilendirilmemiştir. Sınırlarüstü anamal yükselişte olduğunda bundan yararlanıp nakit sıkıntısını borçla çözen, matah bir iş yapmış gibi bundan prim yapan AKP, devletlerüstü grupların yarattığı krizden etkilenip ülkeyi çöküşe götürürken yıkıntının bütün suçunu basınla birlikte ağız birliği etmişçesine “küresel kriz, uluslararası konjonktür” sözlerini ağızlarına sakız yapmıştır, bu büyük aldatmacadır, ağacın yapraklarını yerken iyidir, iş dalına gelince feryat etmek büyük riyadır.  Millet başına gelenlerin küresel krizden kaynaklandığına inandırılmaktadır, oysa gerçek yukarıda saydığımız nedenlerdendir, devletlerüstü anamal, ellerindeki birikimlerin oldukça fazla olduğu dönemde yüksek faiz verdiği için Türkiye’ye gelmiş, üretime hiçbir katkı sağlamamış, paradan para kazanmış, kazandığını yurt dışına çıkarmıştır. AKP bu vurguna seyirci kalmakla yetinmemiş vurgundan nemalanmış, kendi ekibi de, çevreleri de, çocukları da bu vurgunlardan yararlanmayı çok iyi becermişlerdir, ülkemizde oligarşik yönetim uygulanması nedeniyle hesap sorulamamaktadır. Çalışmakta olduğu işten ayrıldıktan sonra aynı işkolunda üç yıl çalışamama yasağı bulunan devlet memuru statüsündeki genel müdürler AKP’nin holdinglerine iş bağlayıp, devlet hizmetinden ayrılarak söz konusu holdinglere, aynı işkolunda transfer olmakta devletin yetkili organları tarafından hiçbir yaptırıma uğramamaktadır, bu en küçük örnektir, daha kötüleri dahil olmak üzere her şey açıktan yapılmaktadır, satın alınmış medya “bizim hırsızımız bile onlardan iyidir” diye yazabilmektedir, böylesi bağnazlık, hayâsızlık Cumhuriyetin hiçbir döneminde görülmemiştir.

Siyaset de yozlaşmış gelişmelerden etkilenmiş düzeysizleşmiştir, bu düzeysizlik Türkiye’nin tüm kurum/kuruluşlarında kendine yandaş bulmaya başlamıştır. Hiçbir kurum eskisi gibi düzeyli yöneticilerle yönetilmemektedir, aşınma devam etmektedir, nitelikli insanlar yanlış gidiş karşısında düşüncelerini anlatmak istemekte, çöküşü yavaşlatmaktadırlar ve bundan ötürü de dışlanmaktadırlar, cezalandırılmaktadırlar. Küresel anamal biat kültürü istemektedir, zaten önceden beri dini duyguları sömürerek siyaset yapan yapı, biat kültürüne de yatkın olduğu için iyi bir işbirlikçi durumuna getirilmiştir, güçlendirilmiştir ve ne pahasına olursa olsun iktidara getirilmiştir. Bunun için önce özgür basın her anlamda işgale uğratılmış, sonra yandaş basın oluşturulmuş ve bu işbirlikçi grup, basın tarafından  allanıp pullanıp, millete olmadıkları biçimde sunulmuşlardır. Şunu da belirtmek gerekir; devletlerüstü karanlık güçler, bu işlemleri sadece Türkiye’de gerçekleştirmemişlerdir, İngiltere, İtalya, Fransa bu zincirin birer halkaları olarak tarihte yerlerini almaktadırlar. Dikkat edilirse oralara özgü, ama bize benzer yöntemler orada da yürürlüktedir, siyasetin düzeyi oldukça düşmüştür, Cumhurbaşkanları, Başbakanlarının düzeysizliklerine bakıldığında kolayca görülebilecek örnekler sergilenmektedir, millilik çağdışı ve düşman ilan edilmiştir.

AKP küresel değişimin esintisiyle beslenmiş, uluslararası sulardan da destek alarak oligarşik bir yapı kurduğu ekonominin arkasından –AKP ile iyi ilişkide olanlar yükselmiş, karşı olanlar yoksullaşmışlardıri en azından sindirilmişlerdir- siyasette de, devlet yönetiminde de aynı biçimi uygulamış, ülkede oligarşik yönetim biçimini uygulamaya başlamıştır, küresel güçlerin karşısında olabilecek bütün milli yapıları, insan haklarına hiç aldırmadan zorla ezmiştir. Her ne yoldan olursa olsun, her ne pahasına olursa olsun kazanmak istemektedir, çünkü işgal daha bitmemiştir, yapılacak işler vardır, karanlık güçlere verilen sözler gerçekleştirilmelidir. Tüm bunların gölgesinde yapılan 29 Mart 2009 Yerel Seçimleri iktidar-muhalefet tarafından “eşekli, adamlı, namertli” düzeysiz tartışmalarla geçiştirilmiştir, AKP’nin asıl amacı konuşulması gereken konuları her zamanki gibi milletin gözünden kaçırmaktır, tüm seçim dönemince televizyonlara muhalefet ile birlikte program yapamamış, sürekli kaçmıştır, meydanlarda gerilimi tırmandırıp, atışmalarla istediğini elde edip, dönemi en az zararla kapatmıştır.   

Seçim öncesi en büyük yazılı-görsel basın grubuna para cezaları ile gözdağı verilmiş, yandaş olmayan birkaç basın kuruluşunu da oyalamak için yine zamanlaması ayarlanmış, sansasyonel tutuklamalar gerçekleştirilmiştir. Devlete ait basın-yayın organları adaletsiz yayın yapmış, devletin memurları olması gereken kişiler, hükümetin memurları gibi davranmış, mülki amirler bile ulusal televizyonlara çıkıp muhalefete muhalefet yapmak peşine düşmüştür. Halkı yoksullaştıran bu hükümet, hem halkı dilenci durumuna düşürmüş, hem de mal yardımları ile gönlünü kazanma yolunu seçmiştir. Türkiye tarihine bu seçim, halkın özgür istencini kullandığı bir seçim olarak geçmeyecektir ki, bu koşullar altında dahi iktidarda aşınma başlamıştır, devam da edecektir.  

Türk Milleti olanların ayrımına varmaya başladığını göstermiştir, ancak meclis muhalefetine de güven göstermemiştir. Yolsuzluğun gerçek nedenleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğine yaptığı tahribatlar anlatılmamış, kavramsal tartışmalar açılmamış, bireysel düzeyde açıklamalarla yetinilmiştir. Elbette hiç yoktan bu da iyidir denilebilir ama bu bataklığın temeline inilmezse sorun ilelebet devam eder, Türk Milleti’nin siyasete /siyasilere inancı hiç kalmaz, bu inançsızlık giderek sisteme -demokrasiye- inançsızlığa dönüşür, tüm muhalefet bunu görmelidir. Bataklık kurutulmalıdır, bu bataklığın başı devletlerüstü anamaldan başlamakta, işbirlikçi zümreye uzanmakta, saçaklanıp bireylerde son bulmaktadır. Saçaklarla değil önce çatı ile uğraşıp çatıyı düzeltmelidir, aksi takdirde bugün AKP ile yaşananlar yarın başka bir parti ile yaşanacak Türkiye Büyük Millet Meclisi aşınmaya devam edecektir, bu, başı Amerika’da olan Türkiye Cumhuriyeti zararlılarının ekmeğine yağ sürmek olacaktır.         

Meclis muhalefet partileri ve tüm muhalif partiler öncelikle devletlerüstü anamala, AB’ye, ekonomiye bakış açılarını, yaklaşımlarını açıkça ortaya koymalıdırlar, günlük siyasetten uzaklaşıp ülkeye hükümet edebilecek siyasete başlamaları gerekmektedir. Türk Milleti devletin olanaklarının hükümete seferber edildiği bu seçimde bile AKP’ye ihtar göndermiştir ama hala meclis içinden iktidara getirecek muhalefet partisi bulamamıştır, meclisin dışında olan muhalefet partilerine de yönelmeye cesaret edememiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğini düşünen partiler,  öncelikle de devletten maddi yardım alan muhalefet partileri olmak üzere, artık ucuz siyaseti bırakmalıdırlar, ekonomiden başlamak üzere siyasete, milletin sorunlarından karınlarına kadar araştırma geliştirmeyi iyi yapmalı, millete verilen sözler tutmalı, uygulamalara ciddi bir bütçe ayırmalı ve çıkan tüm sonuçlar Türk Milleti ile paylaşmalıdırlar.  Tüm muhalefet sokak sokak, hane hane çalışmalı, milletle el ele sorunlarının nedenlerini konuşmalıdır; siyaset/siyasetçiler kesinlikle güvenilir kılınmalı, çağdaş yaşamın, yönetimin, gerçek demokratik, gerçek laik olmaktan geçtiğini, yaşayarak,  kendi partisini yeniden yapılandırarak göstermelidir, millete siyasal heyecan, umut vermelidir, aksi takdirde partiler halka güven vermemektedir, Türk Milleti kendinden olan kendi partisini aramaktadır, yanlış adrestedir ama doğru adresi bulacağının belirtileri görülmüştür, eğer doğru adres olmayı hak edecek, Milli ve dik duruşu gösterecek, Milletin içinde yaşayan, bağımsız, dürüst, kurumsal, milletin sesi olacak bir parti olursa. Gerçek demokrasi için; demokratlık önce Türkiye Cumhuriyeti’nin her vatandaşının düşüncesinde, yaşamında olmalı, daha sonra yer aldıkları örgütlenmelerde –siyasi partilerde v.b.- demokrasinin tüm kuralları her yönüyle özgürce uygulanmalı ve bu düşüncelerin izleyicisi/denetleyicisi olunmalıdır. Siyasi partiler demokrasinin zorunluluklarındandır, bu nedenle Siyasi Partiler ve Seçim Yasaları kesinlikle değiştirilmelidir, demokratikleşmeli, yasaklardan arındırılmalıdır.

Siyasi partilere konan baraj sistemi yüz kızartıcıdır, ama hem iktidarın, hem de meclis muhalefetinin işine gelmektedir,  bu yasağın nimetlerini her seçim paylaşmakta, sonrada demokratlığa soyunmaktadırlar. Her düşünce, TBMM’de aldığı oy oranında, kısıtlanmadan temsil edilse meclis biat kültüründen arınmış olur, eller bir komutla havaya kalkmaz, her parti kendini ifade etme fırsatı yakalar, meclise bağlılık, saygı, sevgi, güven artar, sandığa giden seçmenin %100’ü temsil edilmiş olunur ama sandıktan çıkan oy mecliste tam temsil edilmemektedir, çünkü barajın altında kalan düşüncenin/partinin oyu; haksız biçimde başka düşünceye/partiye hatta belki de tam zıddına kaydırılmaktadır, bu yeryüzünün en haksız uygulamalarına bir örnektir,  ne yazık ki yazılı-görsel basın bu konuyu irdelememekte, milletin bilgisine açmamakta  inatçıdır, nedeni de bizce çok açıktır. Her parti kuruluşundan itibaren yerel ya da genel seçimlere katılmaya hak kazanana kadar, devlet tarafından hesabı titizlikle takip edilerek,  ülkemiz gerçeklerine uygun olmak üzere  maddi desteğe kavuşmalı, girdiği ilk seçimden sonra da sandıktan çıkan oy oranında -baraj uygulanmaksızın- devlet yardımı almalıdır.

 

HER ŞEY İLERLEMEYE, GELİŞMEYE, DEĞİŞMEYE MAHKUMDUR,

ER YA DA GEÇ YASAKLAR YIKILACAKTIR, İKTİDARLAR YIKILACAKTIR, HER TARAFTA –HAMALIN SIRTINDA TAŞIDIĞI İPİN HESABINI VEREMEDİĞİ YERDE DE,  BURADA DA-  HESAPLAR SORULACAKTIR.

 

ALLAH,

KİM OLURSA OLSUN, NE OLURSA OLSUN DOĞRUNUN YARDIMCISIDIR, NE MUHASARALAR YARILMADI Kİ,  NELER FETHEDİLMEDİ Kİ, ERGENEKONLAR, İSTANBULLAR, ŞANLI TARİHİMİZDE SADECE SÜSLERDİR,

ALLAH’IN ARSLANI ATATÜRK’ÜN

ÖNDERLİĞİNDEKİ MİLLİ SAVAŞIMIZ EN YAKIN TANIĞIMIZDIR,

YETERKİ YÜREĞİMİZ YERİNDE OLSUN, CESARETLE ATSIN.

 

ALLAH,

YÜCE TÜRK MİLLETİ’Nİ YALNIZ BIRAKMAYACAKTIR,

HİÇ BİR YERDE, HİÇ BİR ZAMAN.

 

Mehmet Refik YÜCEL
Vatanseverler Partisi
Genel Başkanı

Yorumlar
Henüz bir yorum gönderilmemiş.
Yorum Gönder
Yorum Gönderebilmek için Üye Girişi yapmalısınız yada Sitemize Üye Olmalısınız.
Oylama
Sadece üyeler oylayabilir.

Lütfen Üye olun yada Üye girişi yapın.

Henüz bir oylama yapılmamış.
Üye Girişi
Kullanıcı Adı

Şifre



Henüz ÜYE Olmadıysanız
Buraya Tıklayarak Üye Olabilirsiniz.

Şifremi Unuttum?
Şifrenizi öğrenebilmek için Buraya Tıklayın.
Haberler
Erivan’da Türk Bayrağı yakıldı
26.04.2010 22:22
0 Yorum

'Bu belge soykırım tezini çürütecek'
26.04.2010 21:47
0 Yorum

Özbek kadınlara gizli kısırlaştırma
26.04.2010 19:39
0 Yorum

‘Erdoğan’ın ABD’ye yanıtı utanç verici’
26.04.2010 19:14
0 Yorum

Osmanlı haklıydı
26.04.2010 18:50
0 Yorum

Rusya darbeye ilk somut desteğini verdi
26.04.2010 18:09
0 Yorum

Ortadoğu’yu konuşacaklar
26.04.2010 17:43
0 Yorum

Global kriz 2009’da 5 tane Türkiye yuttu
26.04.2010 17:25
0 Yorum

Goldman Sachs yöneticileri krizi mutlulukla izlemiş
26.04.2010 17:18
0 Yorum

"Türkiye 10 yıl içinde soykırımı tanıyacak"
26.04.2010 17:10
0 Yorum

İncelemeler

Arşiv Belgeleriyle Menemen Olayı

Arşiv Belgeleriyle Ermeni Sorunu


Çanakkale Savaşları'ndan Kesitler

Anket
AB'ye girmek Türkiye'nin çıkarına mıdır?

Değildir

Çıkarınadır

Ankete katılabilmek için üye olmanız yada üye girişi yapmanız gerekmektedir.